Bugün - 20 Ocak 2017 Cuma
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.nokta32.com Logo
-
Isparta 24°C
Yazar Detayları

Sevil DAL

Sevil DAL - Güvenilir ülke statüsü

Güvenilir ülke statüsü
Yazı Tarihi: 01 Şubat 2016 Pazartesi

Avrupa Birliği, ekonomik çıkarlar temelinde bir bölgesel bütünleşme projesidir. Fakat Avrupa denilince akla özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hoşgörü gibi değerler bütünü gelir. Bu değerler üzerinden yükselen Avrupa imajı sistem tarafından ticari bir meta olarak dolaşıma sokulmuş ve Avrupanın dünya pazarlarındaki küresel konumunu güçlendirmeye hizmet etmiştir. Avrupa Komisyonu'nun 2004-2010 yılları arasında genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn Avrupa’nın sınırlarını çizen şey coğrafya değil, değerlerdir derken böylesi bir yayılmacılığa vurgu yapmıştır. Olli Rehn'e göre ''genişleme Avrupa için bir değerlerini yayma meselesidir; en temel değerler ise, özgürlük ve dayanışma, hoşgörü ve insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür."

Gelgelelim Avrupa'da siyasal, sosyal ve ekonomik dengeler değiştikçe, söz konusu '' ortak paylaşılan değerler '' içteki gerilimin bir bileşeni haline gelip, bizzat sistemce ayaklar altına alınmaya başlamış ve bu haliyle de Avrupa'nın değerleri üzerinden kendini pazarlaması güçleşmiştir. Yakın dönemde yaşanan ekonomik kriz ve ardından Yunanistan’da yaşananların Avrupa Birliği projesine ne kadar zarar verdiği ortadadır. Söz konusu krizi imajını çizdirerek de olsa atlatan Avrupa, su sıralar Türkiye üzerinden Batı Avrupa'ya geçmeye çalışan binlerce Suriyeli mülteci nedeniyle tarihinin en ciddi kriziyle karşı karşıyadır. Krizin boyutu o denli büyüktür ki bir çözüme kavuşmadığı takdirde bunun Avrupa Birliği projesinin sonu olacağı dahi öngörülmektedir. Dalgalar halinde büyüyen kitlesel göçün kapılarına dayanması ile Avrupanın bilinmeyen karanlık yüzü ortaya çıkmış, sınırlara çekilen tel örgüler ve duvarlarla, binbir zorlukla Avrupaya ulaşan göçmenlere set çekilmiştir. Sınırlarda coplanmak ve kötü muamele pahasına tel örgüleri asarak içeri girebilenlerse kamplara kapatılmış, Fransa gibi bazı ülkelerde ise başlarını sokacak bir kamp bile bulamayıp kışın dondurucu soğuğunda sokakta yaşamak zorunda kalmıştır.

Rakamlara bakıldığında Suriye'deki savaştan kaçıp komşu ülkelere sığınanların sayısı 4 milyonun üzerinde iken, Avrupa’ya ulaşan sığınmacı sayısı 850.000 civarındadır. Suriyeye komşu olan ülkelere göre, göreceli olarak daha az göçmene sahip olan zengin kıta Avrupasının bu miktardaki göçmenle baş edemeyip temellerinden sarsılmasının nedeni elbetteki ekonomik olmayıp daha derinlerdedir. Tabloyu anlamak açısından biraz geriye, ekonomik kriz ve sonrasına bakmak gerekir. Ekonomik kriz sonrası AB ülkelerinde işsizlik rekor seviyeye çıkmıştır. Krizi bir fırsata dönüştürmek isteyen iktidarlar toplum geneline yayılan işsizliğin nedeni olarak ülkelerindeki yabancıları adres gösterip, yükselen yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı, sistemi yeniden yapılandırıp hak ve özgürlükleri sınırlandırmanın bir aracı olarak kullanmışlardır. Böylesi bir ortamda ırkçı partilerin palazlanmasına göz yumulurken kontrol dışına çıkacak kadarda büyümelerine izin verilmemiştir. Suriye'deki savaş sonrası yaşanan göç dalgası, göçmenleri toplumun ekonomik, sosyal ve siyasal istikrarı için bir tehdit olarak gören anlayışı tetiklemiş, Paris saldırısı sonrası ise yabancılar toplum güvenliği önünde en büyük tehdit olarak algılanmaya başlanmıştır. Sonuç olarak Avrupa genelinde ırkçı partiler tavan yapmış, hatta bazı ülkelerde seçim olduğunda tek başlarına iktidara gelebilecek denli güç kazanmışlardır. Irkçı partilerin kontrolsüz büyümesi Avrupa projesinin altını oyan nedenlerden biri haline gelmiştir. Yükselen ırkçı dalgayla birlikte ulus devlet milliyetçiliği temelinde üye ülkelerin AB merkezine direnişi, ortak pazarın hareket alanını daralttığı gibi, gelen göçmenlerle ilgili tüm üyeleri bağlayıcı kararların alınmasını da zorlaştırmıştır. Nitekim AB içinde alınan tüm kararlara rağmen, gelen mültecilerin tüm ülkelere eşit biçimde dağıtılması mümkün olamamıştır.

Sonuç olarak her AB ülkesi göçmenler nezdinde kendince bir yol tutturmuş, ortak kuralların içini boşaltarak yükü bir diğerine atma gayretine girişmiştir. Gelişmeler nedeniyle sınırların kalkmasında önemli bir adım olarak görülen ve imzacı ülkelerin vatandaşlarına vizesiz ve sınır denetimi olmaksızın dolaşım hakkı tanıyan Schengen antlaşmasının geleceği de tehlikeye girmiştir. Avrupa Komisyonu dış sınırlarını koruyamadığı için sıkça eleştirdiği Yunanistan’a sınırlarını koruma altına alması için 3 ay süre tanımıştır. Gereken önlemler alınmadığı takdirde Yunanistan'la sınırların kapatılabileceği ve böyle devam ederse Yunanistan’ın Schengen alanından çıkartılabileceği de belirtilmiştir.

Avrupa Birliği içinde yürütülen diğer bir tartışma ise gelen mültecilerin hangi yol ve yöntemlerle geri gönderileceğine ilişkindir. Yakın zamana dek yürütülen tartışmalarda öne çıkan durum mültecilerin iltica talebi işleme konulduktan sonra başvurusu reddedilenlerin, hızlı bir şekilde geldikleri ülkeye geri gönderilmesi biçimindeydi. Yüksek geri dönüş oranlarının göç için caydırıcı bir unsur olacağı öngörülüyordu. Ancak Avrupa Birliği dönem başkanlığını yapan Hollanda bir kaç gün önce Yunan adaları üzerinden Avrupa'ya giren göçmenlerin gemiye bindirilerek derhal Türkiye'ye geri gönderilmesine dair bir öneride bulundu. Buna göre göçmenlere Avrupa'da iltica talebinde bulunma hakkı dahi verilmeden, geldikleri gibi geri gönderilmeleri düşünülüyor. Öneri her ne kadar Hollanda etiketi taşıyor olsada geri plandaki üst aklın Merkel olduğu da dillendiriliyor. Sözkonusu plana göre, Avrupa Birliği buna karşılık ilk etapta Türkiyeden 250 bin mülteci kabul edecek. Sonrasında ise her yıl 150-200 bin mültecinin kabul edilmesi planlanıyor.

Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşmasına göre Ankara, Türk vatandaşlarına AB’de vizesiz dolaşım karşılığında, Avrupa'ya Türkiye üzerinden kaçak yollarla giren göçmenleri geri almayı kabul etti. Alman Yeşiller Partisinin iddiasına görede Türkiye 2017 tarihinden itibaren Avrupa'ya Türkiye üzerinden kaçak gidenlerin yanısıra, başka üçüncü ülkelerden geçenleri de geri alacak. Şayet Hollanda'nin önerisi kabul edilirse haziran ayından itibaren uygulamaya geçilecek. Sözkonusu öneri şimdiden pek çok reaksiyona yol açtı. Birleşmiş Milletler önerinin ters etki yaratacağını, ilerki bir sürecin olumsuzluklarından kurtulmak için, kısa zamanda daha çok kişinin Avrupaya gelmeye çalışacağını belirtti. Sözkonusu önerinin gerçekleşmesi Avrupa’nın imzalamış olduğu uluslararası anlaşmalar nedeniyle, özellikle mültecilerin statüsünü düzenleyen Birleşmiş Milletler Cenevre sözleşmesi nedeniyle pek mümkün görülmüyor. Cenevre Sözleşmesine göre her iltica talebinin bireysel koşullar göz önüne alınarak ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması zorunluluğu vardır. Bunun içinde gelen göçmene bulunduğu Avrupa ülkesinde iltica talebinde bulunma hakkı tanınması gerekiyor. Bir göçmeni iltica hakkı bile tanımadan geldiği gibi geri göndermek Cenevre sözleşmesinin ruhuna aykırıdır. Yine aynı sözleşmeye göre iltica talebi reddedildikten sonra ilgili kişi ancak güvenli olarak kabul edilen bir ülkeye geri gönderilebilir. Dolayısı ile henüz güvenilir ülke statüsü olmayan Türkiye'ye mevcut koşullar içinde mültecilerin geri gönderilmeside Cenevre sözleşmesine aykırı bir durum olacaktır.

Bu tartışma ekseninde yeniden gündeme gelen ' güvenli ülke' kavramını da kısaca açıklamaya çalışacağım. Güvenli ülke denilince ya kişinin orijin olarak ait olduğu ülkenin güvenli olduğu kastedilir ya da güvenli olan üçüncü bir ülke söz konusudur. Ait olunan güvenli ülke kavramı yani ‘safe country of origin’ bir ülkenin vatandaşlarına uluslararası sözleşmelerle güvenceye alınmış temel hak ve özgürlükleri sunabildiği, hak ve özgürlüklerin yasal güvenceye kavuşturulduğu, uluslararası normlara göre güvenli tabir edilen bir ülkedir. Diğer kavram yani güvenli üçüncü ülke (“safe third country'') ise bir mültecinin başka bir ülkede iltica talebinde bulunmadan önce bulunduğu, iltica ettiği ya da iltica talebinde bulunmasada ilk iltica talebini değerlendirmeye uygun koşullara sahip olan ülkedir. Özetle bu ülke aslı iltica talebinden

sorumlu olan ülkedir. Kişinin sonradan başka bir ülkeye gidip oradan iltica talepte bulunmuş olması durumu değiştirmez. Böylesi bir ülkenin hak ve özgürlükler ve bunların güvenceye alınması hususunda yüksek normlara sahip olması gerekir. Avrupa Birliği içinde Dublin anlaşmasına imza atmış olan ülkeler üçüncü güvenli ülke kategorisinde kabul edilmektedir. Avrupa dışında da üçüncü güvenilir ülke konseptini uygulamak mümkündür. Mesela Amerika ve Kanada arasında da böyle bir anlaşma vardır( the Safe Third Country Agreement). Anlaşma gereğince ilk önce Kanada'ya gelmiş bir birey sonradan Amerika'dan iltica talebinde bulunamaz.

Şimdi bu bilgilerden sonra gelelim sadede. Geçen sene Merkel Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday bir ülke olduğunu hatırlatarak, aday bir ülke olarak güvenli ülke statüsüne sahip olmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu söylemiş ve devamla Türkiye'de insan haklarına saygı ya da Kürtlerin durumu bizi kaygılandırmaya devam ediyor, yine de, Türkiye'ye bu statünün verilmemesinin prensipte yanlış olacağını düşünüyorum" demişti. Ardından AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker de Türkiye'nin güvenli ülke olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmişti. Nitekim Avrupa Komisyonunun 9.9.2015 tarihli bir yasa tasarısıyla üye ülkeler içinde Türkiye'ye güvenilir ülke yani ‘safe country of origin’ statüsü tanınması tartışmaya açılmıştı. AB içinde yürütülen tartışmalara bakıldığında Türkiye'ye dönük yoğun eleştirilere rağmen Komisyon'un güvenli ülke statüsü verme önerisinin kabul edilme olasılığının güçlü olduğu görülüyor. Bunun anlamı özetle, Türkiye'nin siyasal baskının olmadığı, insan haklarına riayet eden, özgürlüklere saygılı bir ülke olarak ilan edilmesi demektir.

Avrupa Birliğinin bu öneriyi mülteci göçü nedeniyle tamamen opportunist bir biçimde ele aldığı açık. Zira güvenilir ülke statüsü verilmeden Türkiye’ye mültecilerin gönderilmesi riskli olabilir. Diğer bir nedense vize muafiyeti sonrası legal yollarla Avrupa'ya gelecek Türkiye vatandaşlarının durumu bir fırsata çevirip toplu olarak iltica talebinde bulunmalarının önüne geçmektir. Reel durum itibariyle de Kürt bölgesindeki yoğun çatışmalar, aşırı kutuplaşma ve hak ihlallerine dair AHIM kararları nedeniyle Türkiye'nin güvenilir ülke statüsüne uymadığı bir gerçek. Ancak ülkeler arasındaki ilişkilerin çıkarlar temelinde pragmatik ve faydacı olduğunu da hatırda tutmak lazım. Ve politikada her kavram bakılınan yere ve tarafların konumuna göre anlam ve içerik kazanıyor. Avrupa'nin amacı geri dönüş antlaşmasıyla mümkünse tüm mültecilerden kurtularak, Türkiye’yi mülteciler için büyük bir kampa dönüştürmek iken, Türkiye'de vize muafiyetinin yanı sıra, güvenilir ülke statüsü olmanın getireceği bir dizi kazanımın peşinde koşuyor. Güvenli ülke statüsü verildikten sonra Kürt sorunu ve insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak uluslararası kamuoyunun iktidara karşı daha toleranslı olacağını ya da pek çok şeyi görmezlikten geleceğini söylemek mümkün. Bu biçimiyle dışarının, içerideki dengeleri muhalefet lehine değiştirmek için toplu olarak müdahale zemini tamamen ortadan kalkmasada, oldukça zayıflayacaktır. Bununda iktidarın elini son derece güçlendireceği açık.

Türkiye'ye Avrupa Komisyonunun yasa önerisi çerçevesinde tanınması düşünülen, ait olunan güvenli ülke statüsünün( safe country of origin), güvenli üçüncü ülke statüsünden (safe third country) farklı olduğunu daha önce açıklamıştım. Sözkonusu farklılık Hollanda'nin gündeme getirdiği öneriyi anlamak açısından önem taşıyor. Komisyonun Türkiye'ye tanıyacağı safe country of origin statüsü, iltica talebi reddedilenleri Türkiye’ye geri göndermek için yeterli olabilir. Ancak Hollanda’nın önerdiği gibi göçmenlere iltica hakkı bile tanımadan hemen Türkiye'ye geri gönderebilmek içinse Türkiye'ye güvenli üçüncü ülke statüsü yani safe third country statüsü tanımak gerekir. Bununsa çok daha ileri bir adım olduğunu ve böylesi bir zeminin oluşması için uzun bir zaman ve hazırlığa ihtiyaç olduğunu belirtmek lazım. Böylesi bir statü için Türkiye'nin Cenevre Sözleşmesine göre mültecilerin hak ve özgürlüklerini garanti altına alması lazım. Türkiye her ne kadar Cenevre sözleşmesinin bir tarafıysa, Avrupalı olmayan mülteciler için herhangi bir yükümlülük altına girmemiştir.

Sonuç olarak Hollanda’nın önerisinin gerçekleşme olasılığı çok zayıftır. Ilerki süreçte ancak iltica talepleri reddedilenlerin geri gönderimi mümkün olabilecektir. Bunun bilincindeki Avrupa mümkün olduğunca çok kişiyi gönderebilmek için, taktik olarak iltica taleplerini reddetme eğilimindedir. Basına yansıdığına göre İsveç hükümeti 80.000 kişinin iltica talebini reddetmiştir ve bu kişileri bir an once geri gönderme planındadır. Diğer ülkelerinde benzer bir tutum içinde olacağını varsaymak mümkün. Yinede son söz olarak belirtmek isterimki iltica talebi reddedilenlerin hepsininde geri gönderilmesi mümkün değildir. Avrupa'ya ulaşmak için ölümü bile göze alan insanların kolay bir şekilde geri gönderilebileceğini düşünmek saflık olur. Nitekim iltica talebi reddedilenler hızla bulundukları yeri terk edip mobilize olmakta ve illegal pozisyonuna düşerek izlerini kaybettirmektedirler.

 
İletişim E-Posta: ddenizli13@yahoo.com - Telefon:


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz

Burak Bozkurtlar()
Göç dalgasının yeni yüzyıla damga vuracak bir farkındalık deryasına dönüşeceğini ümit ediyorum. ortak bilinç ile yeni nesiller bir kaç ailenin kölesi olmaktan çıkarlarsa, mülteci kavramı komşuluk olarak kabul edilebilir
Gönderilen Tarih - 08 Şubat 2016 Pazartesi (16:48)  
Muallim()
Avrupa göçmenlerle sınavını kaybetti,
Gönderilen Tarih - 01 Şubat 2016 Pazartesi (19:35)  

Diğer Yazıları

Güvenilir ülke statüsü
Bir Tuhaf Ramadi
Sessiz Ölüm
Krizin Gölgesinde Doğal Gaz Sorunu
Diğer Yazarlar

YENİ YIL – 2016 – KAR - DAVRAZ – KOSGEB - TARIM
YALVAÇ
Laiklik Kafirliktir
Güvenilir ülke statüsü
“BOMBA” ÖNERİLER
TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?
OKULLARIN MÜFREDAT PROGRAMI DEĞİŞİRKEN AKLIMIZA GELENLER
TÜRKİYE NEDEN MİLLİ BİR KAHRAMANINA SAHİP ÇIKMAZ?
Anayasa’ya neden " Evet " diyorum?
BU VATAN BENİM! VER-ME-YE-CE-ĞİM
MEKKENİN FETHİ VE DENSİZLER
ISPARTA KAYBETMEYE MAHKUM MU?
Trump’ın saçları lüle lüle Obama sana güle güle!
SUÇLU ARANIYOR!!!
Türkiye Derin Denizlerde
BİZ Mİ EKSİĞİZ YETKİLİLER Mİ ?
Ulusal Gazeteler
Yazarlar 
Hava Durumu ( Isparta )
Bugün
11°C - 24°C
Perşembe
9°C - 23°C
Cuma
12°C - 23°C
Cumartesi
11°C - 25°C
Namaz Vakitleri ( Isparta )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
03:1805:1312:5516:5020:2422:09

08 Haziran 2016 Çarşamba
Röportajlar
'Benim fuara gidecek babam yok, Başkan Amca'
                "Elma Hükümdarlığı Eğirdir" isimli kitabı arkadaşında gören İzmir yaşayan İbrahim Saka,...
»
»
»
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,28ms