Bugün - 20 Ocak 2017 Cuma
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.nokta32.com Logo
-
Isparta 24°C
Yazar Detayları

Bilal Sürgeç

Bilal Sürgeç - TÜRKİYE NEDEN MİLLİ BİR KAHRAMANINA SAHİP ÇIKMAZ?

TÜRKİYE NEDEN MİLLİ BİR KAHRAMANINA SAHİP ÇIKMAZ?
Yazı Tarihi: 10 Haziran 2016 Cuma

TÜRKİYE NEDEN MİLLİ BİR KAHRAMANINA SAHİP ÇIKMAZ?


ISPARTA NEDEN ŞEHİD GAZİ KAHRAMAN BİR HEMŞEHRİLERİSİNE SAHİP ÇIKMAZ!


BİR VATANSEVERE, BİR KAHRAMANA KARŞI  141 YILDIR SÜREN YALAN, İFTİRA KARALAMA HIZ KESMEDEN ARALIKSIZ DEVAM EDİYOR 

18 yüzyılın en talihsiz devlet adamı Hüseyin Avni Paşa’dır. O Anadolu’da Isparta’nın, o zaman  bir köyü olan Gelendost’tan çıkmış, İstanbul’a gitmiş bileğinin gücü ile medreselerde ve okullarda okuyarak Osmanlı Genelkurmay Başkanlığına  kadar yükselmiş yetenekli, kabiliyetli bir devlet adamıydı.

Hüseyin Avni Paşa özbe öz Türk’tür.  Devrinde  Türk olarak kalmak ve yükselmek büyük bir meziyetti. Çünkü saray köle pazarında satılan cariye ve devşirme devlet adamlarının hâkimiyeti altındaydı. Bu ifade günümüzde tarihi taparcasına anlamaya çalışanlara ağır gelir ama; gerçek buydu. Genelkurmay başkanlığına yükselmiş

Hüseyin Avni Paşa’yı 1876  Hal olayına iten bir çok sebepten biri de Padişahın huzurunda “Köylü, Tüüürk Yörüük, eşeek, eşekçinin oğlu diye orta oyunlarda saray soytarıları tarafından alaya alınmasıdır.

Mustafa Ali Uysal kitabın başında Hüseyin Avni Paşa’nın babasını tahkir eden uydurma, yakıştırma dolu  bir çok ifadeye yer veriyor. Bu bir yakıştırma olduğunu yazdık.

Ancak Çerkes Hasan ailesinden kimse bahsetmez. Mustafa Ali Uysal sadece esirci Gazi İsmail Bey’in oğlu olarak geçiştirir.( age.251) Ancak bu katile bir soyluluk atfetmek, hunharlığına kulp bulmak için işte Padişahın kayınbiraderidir, derler.  Eğer gerçekten padişahın kayın biraderi ise mutlaka kız kardeşini saraya cariye olarak satan bir ailenin çocuğu demektir. Çünkü saraya cariye olarak girilirdi.

Hüseyin Avni Paşa’nın ailesinin şeceresi ise  bellidir.Yedi sülalesi soyu sopu bellidir.Tertemiz dindar bir aileye mensuptur.Belgelere dayalı hayatını yazan herkes ailesinin lakabının Müezzinoğulları, bilir yine tarihçiler  Paşanın hafız olduğunu, İstanbul’a gitmeden önce Gelendost’taki camide  müezzinlik yaptığını babasının onu dualarla, ilahilerle,  kasideler ile yeşil sarıklarıyla İstanbul’a  din alimi olmak için yolcu ettiğini yazarlar.

Hüseyin Avi Paşa gerçek bir Türk aile reisidir. Şahadetinden beş yıl önce Gelendost’ta gözlerini kaybeden annesi Fatma hanım İstanbul’a getirtmiş  annesine şefkatle bakan hayırlı bir evlat olmuştur.. Ailesi, çocukları namus ve  iffet sahibidir.

Çerkes Hasan ise köle ticareti yapan, cariye satan, insan pazarlayan esirci lakaplı Gazi İsmail Bey’in oğludur.

 Çerkesler’de  çok katı kurallarla uygulanan bir kast sistemi vardır. Cevdet Paşa  Tezakir’in 11. Tezkiresinde Çerkeslerle ilgili çok ibretli bir olayı anlatır. Osmanlı Devleti Rusların Kafkaslarda hakimiyetlerinin yıkılmasını arzu etmektedir. Hatta İngilizler sömürgeleri Hindistan’ın güvenliği  için Rusların buralarda durdurulmasını arzu etmektedir.  Özellikle Kırım savaşında Çerkes ve Abazalar Ruslara karşı bitaraf kalırlar. Cevdet Paşa  tarafsız kalmalarının  nedenini şöyle izah eder  Çerkes kabileleri  Osmanlılar yanında toplamak için  Osmanlı devleti Çerkesce bildikleri için  Osmanlı Devleti  onlara kölelikten yetişme Çerkes  kökenli  Paşaları gönderir.   “Çerkesler ise satıkları kölelere itimad etmediler. Bizim Paşa ve bey deyu  verdiğimiz ünvanlara hiç itibar etmediler. (Cevdet Paşa Paşa -Tezakir 1-12 – TTK Yay.1986- s.90)

Çerkes Hasan cesaretli biri değildir. Yaptığı her yanlışa saray arka çıktığı için cesaret sahibi değil şımarık bir ruh kazanmıştır. O ruh teğmenken bir imparatorluğun en üst konumdaki paşasını dövecek kadar ileri gitmiştir.

Hüseyin Avni Paşa bir vatanseverdir. Hayatta iken vücudunda madalya yerine Ruslardan, Rumlardan, Sırplardan ve  Karadağlılardan aldığı kurşun yaralarını taşımıştı.

Hüseyin Avni Paşa ile ilgili değerli kültür insanı Ramazan Topraklı Bey’in de katkılarıyla Medrese’den Seraskerliğe isimli bir kitap yazdık. Bu kitabı Paşa hakkında yazan herkese ücretsiz gönderdik. TRT’de aleyhinde diziler gösterildi. TC Cumhurbaşkanlığı ve TC Başbakanlığı üzerinden  TRT’ye itiraz ettik,  itirazdan birine cevap verdiler verdikleri cevabı çürütünce şifahi olarak Ramazan Topraklı Bey’e, “sizi haklısınız” deyip müracaatlarımıza nokta koydular.

Hüseyin Avni Paşa’ya ilgimizin nedeni nedir

Hüseyin  Avni Paşa Osmanlı İmparatorluğunda, seraskerliğe ve  sadrazamlığa yükselmiş bir devlet adamıdır. Bu devlet adamı Sultan Abdülaziz’i tahtan indirmiştir. Tahtan indirilişinde hangi nedenler rol oynamış?  Böyle tehilkeli bir işe neden girişmiş? Mutlaka nedeni olması lazım diye düşündük. Hüseyin Avni Paşa neden sık sık görevden alındı? Neden  rütbelerinin sökülüp doğduğu vilayet olan Ispartaya sürgün edilerek, izzeti nefsi ile oynandı? Bu konuları araştırdık.

Bir devletin uyguladığı politikanın yanlısı olmayı o devletten emir almak zan eden Mahmud Nedim Paşa’nın ve ona sabah akşam emirler yağdıran amansız Müslüman ve Türk düşmanı olan Rus milliyetçisi, Çarlığın İstanbul Büyükelçisi General İğniyatef neden Hüseyin Avni Paşa’ya düşmandı? Yıllarca bu soruların cevabının peşine düştük!

Bunlar yıllardır zihnimizi kurcaladı. Akademisyen değildik. Ancak akademisyen görünümlü bazı tiplerin, devletin kurumlarında, TRT’de çevirdikleri dizilerde, bastıkları kitaplarda otoritenin başında, devletin Seraskerlik makamında görevi başında iken katledilen  Hüseyin Avni Paşa’ı karaladılar. Onu ve Hariciye Nazırı Raşid Paş’yı ve beş Mehmetçiği katleden Çerkes Hasan’ı kahraman gösterdiler. Bir katilin bir caninin kahraman olarak anılmasının da nedenini arştırdık. Neden Hüseyin Avni Paşa’nın şahadetinin ardından hemen sonra Sırplar daha sonra Ruslar Osmanlıya hemen savaş açtılar?

Hüseyin Avni Paşa hakkında yazılan son kitap TKK  Yayınından

Mustafa Ali Uysal,  Hüseyin Avni Paşa (1820-1876) ismini taşıyan bir kitap 2015 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlandı. Kitabın kapağı, içeriği fiziki açıdan kaliteil ve özenli bir basıma sahip, göz alıcı bir kitap.  Yine dipnotlara Alman usulünce hazırlanmış “ne kadar da, bilimsel görünümlü bir eser !” de diyebilirsiniz. Ancak bu kitapta ciddi bir çalışma ve araştırma da  olsa kaynak kritiği yapılmadığı, iktidardan düşmüş bir devlet adamı aleyhinde, onun kanlı vahşi gaddar bir suikastle ortadan kaldırılmasından sonra, saray çevrelerine yaranmak için yazılan ne varsa, kitaba  akademik hiç bir tenkitten, kritikten süzgeçten  geçirilmeden her karşılaştığı yazı alıntılanmıştır. Bazı bilgiler yazarın işine gelmediği için ise görülmemiştir.

Hüseyin Avni Paşayı şehid eden katilin Paşa ile birlikte bir harivciye nazırı ve beş askeri katletikten sonra onların bulunduğu binadaki pencere perdelerini yakarak diğer Nazırları da ortadan kaldırmak istemesi felaketin büyüklüğünü göstermektedir. Yazar ise suikastçi kolağasının vahşetini hafif cümlelerle anlatmaktadır.

TTK gibi ciddi bir kurumda, Mustafa Ali Uysal’ın, bu konuyla ilgili yayınlanmış diğer eserlerle taban tabana zıt,( misal Sultan Abdülaziz’in başmabeyncisi Fahri Bey’in anıları İbretnüma isimli eseri). Eseri yayınlaması TKK adına üzülecek bir husustur. Böyle bir kitabın bırakın TTK’de yayınlanması  bu kurumun önünden geçmesi dahi sakıncalıdır.

Mezkur  kitapta Hüseyin Avni Paşa’nın şahsiyeti ile ilgili anlatılan bilgiler Yılmaz Öztuna’nın bir Darbenin Anatomisi isimli romanının son değiştilimiş genişletilmiş bir baskısı sayabiliriz. Zaten kitapta sık sık Yılmaz Öztuna’nın bir romanı kaynak olarak gösterilmektedir. Halbuki Bir Darbenin Anatomisi isimli kitap bu ülkede siyasiler tarafından darbecilere karşı yazılmış darbe önlemeye yönelik bir kontraatak kitabıdır. Tarihi değeri yoktur. Tarih için bir kaynak değildir. Yılmaz Öztuna’nın bu eseri 12 Eylül döneminde askeri yönetimce basımı engellenmişti.

Mustafa Uysal,  kitabında Hüseyin Avni Paşa’ya karalamak için bayağı uğraşmış. Ona malak (manda yavrusu) demek için bayağı sözlük karıştırmış (age.s.24)  Görevi başında hiçbir devlet adamına bu çirkin ifadelerin denilemeyeceğini sonradan yakıştırma olduğunu düşünmemiştir. Kaynak aldığı Ün dergisi tamamen kulaktan dolma rivayetleri yazmış, Mustafa Ali Uysal da hiçbir belge kritiği yapmadan olduğu gibi o dergiyi kaynak göstermiştir.

Her anlatılan  doğru mudur? Hüseyin Avni Paşa’nın babasına uyuz eşek tüccarı demişlerdir. Halbuki zengin bir Türk köylüsüdür. Hatta babasına -çok afedersiniz- eşeklerle cinsi münasebet kurduğunu yazan tarihçiler bile çıkmıştır. Bu çirkinlikleri yazanlar yazdıklarına şahit mi olmuşlardır ki, kitaplarına geçirmişler. Mustafa Ali Uysal bu olayı yazmamış ancak kaynak aldığı İbnüelemin’in eserinde Atıf Bey isminde terbiye ve ahlak fukarası bir saray görevlisi anlatmaktadır. Şimdi bu çirkin ifadeler kitaplarda geçiyor diye yazmak gerekir mi? Bu eser neden bir kaynak kritiği yapmamıştır?

Romanlar bir Numaralı Kaynak Olmuştur.

Mustafa Ali Uysal bir Türkiye Cumhuriyetinde darbecilere karşı yazılan ancak o günkü askeri karşına almaktan korkan Yılmaz Öztuna’nın romanından ilmi(!) akademik( !) kitabına alıntılar yapıyor “Hüseyin Avni Paşa getirildiği makamlarda padişah ve devlet aleyhine entirkalar çevirdiği iddiasıyla sık sık görevinden alınmıştır/ bir yolunu bulup tekrar bir makam kapmayı başarmıştır.”(age 27) “Kinim dinimdir” sözünü güya sık sık söylemiş. Hüseyin Avni Paşa kesinlikle böyle bir söz ifade etmemiştir. Sadece bir yakıştırmadır. O tasvufa bağlı her şeyi şeyhine danışan dindar bir devlet adamıdır.

Mustafa Ali Uysal  “Entrikalarla göreve gelmiş” diyor, o zaman soralım: rütbesi sökülmüş, Ispartaya sürgüne gönderilmiş bir Paşa,  merkezden uzak bu şehirde o günün iletişim ulaşım imkansızlıkları içerisinde hangi entirikayı çevirdi de İstanbul’a tekrar Serasker olarak dönebildi?

Hüseyin Avni Paşa “Kinim dinimdir “ dememiştir.

Mustafa Ali Uysal  yine bir ezberi tekrarlıyor Hüseyin Avni Paşa’nın kini meselesi (age-30) misal verdiği kişi Sultan Abdülaziz’in doktoru Dr Ömer Paşa’dır.Burad anlattığı kin baştan sona hakikat dışıdır.

Hüseyin Avni Paşa, kinlendiği insanlar olduğu söyleniyor. Bunlardan biri de Doktor Ömer Paşa’dır. O, Sultan Abdülaziz döneminde saray doktorudur. Hüseyin Avni Paşa, Isparta’ya sürgün edildiği sırada rahatsızlığından bahsetmesi üzerine muayenesi için saraydan Ömer Paşa, Hüseyin Avni Paşa’nın konağına gönderilerek kendisini muayene etmiştir. Zaten hasta olan Paşa sanki oyun oynuyormuş gibi bir muameleye tabi tutulunca kızarak doktora hakaret etmiştir. Hasta yatağında sürgüne gönderilmek üzere bulunan bir hastanın psikolojisinden habersiz veya saraydan aferin almak isteyen Doktor Ömer Paşa, Hüseyin Avni Paşanın direndiğini Mahmud Nedim Paşa’nın ekibinden Sakızlı Esad Paşa’ya söylemiştir. Ondan hoşlanmayan Esad Paşa’nın teşviki ile de Ziver Bey vasıtasıyla bu haber Padişaha duyurulmuş olduğundan Hüseyin Avni Paşa sedye ile memleketine gönderilmişti (Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1989): Mithat Paşa ve Yıldız Mahkemesi, s 89).

Dr.Ömer Paşa, her zaman güçlünün yanında olan bir şahsiyetin sahibidir. Dün azledilen Avni Paşa’nın aleyhinde bugün de tahtan indirilmiş ve vefat etmiş padişahın aleyhindedir. Sultan Abdülaziz’in ölüm günü onun cesedini muayene etmeyi red ettiği ve Padişah Sultan Abdülaziz aleyhinde “Ben hayatında  bundan nefret etmiş idim bir de ölüsüne mi bakayım”  demişti. (Pakalın,M. Zeki, Hüseyin Avni Paşa,1941: 264, Lutfi Simavi’den naklen)

Bu konuda  hadiseye bizzat şahid olan  Damad Nuri Paşa Abdülhamid’e takdim etmiş olduğu  22 Haziran 1297 tarihli arizasına  bu hadiseyi şöyle anlatmaktadır “Dr Ömer Paşa, Hüseyin Avni Paşa’nın ayağına kapanarak “benim efendim Sultan Murad’dır. Sultan Aziz değildir. Ben girmem, muayene etmem ve görmek dahi istemem” dedi Onun üzerine Hüseyin Avni Paşa “edepsizlik ediyorsun diyerek kollarından nişanları sökerek sıfat-ı askeriyesini aldı. “ dedi.  (Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1989): Mithat Paşa ve Yıldız 89)

Aynı konuda Sultan Abdülaziz’in mabeyincilerinden Fahri Bey’in anlattıkları da ibretlik bir olaydır:  “Ömer Paşa, Efendimize uygunsuz kötü laflar ettiği gibi katiyen muayene etmeyeceğini bağıra bağıra söyleyerek edepsizlik ediyor idi. Bu hal bana ziyade tesir ettiğinden hemen kalkıp ayağımın altında tepelemek üzere iken Hüseyin Avni Paşa “Vay hınzır, söylediğin sözler nedir? Senin veli nimetin değil mi idi? Tutun şunun formasını sökün, atın hapse” diye emir verdi. O anda nişanlarını söküp kendisini dahi karakola tıktılar. Makro Paşa vükelanın huzurunda “Fahri Bey, Fahri Bey gördün mü efendimizin sadık hekimini, ne hezeyanlar ediyor!” diye söyledi. Melun Ömer Paşa, tersane hekimlerinden olup Efendimizin rükub-ı Hümayunlarına mahsus olan vapurun tabibi idi. Bu kadar ihsana nail olduğu gibi Feriklik rütbesine kadar da terfi etmişti (Mabeynci Fahri Bey, age-1968 s 18).

Dr Ömer Paşa Trablusgarb’a sürüldüğü için bu, Hüseyin Avni Paşa’nın kinciliğine delil olarak gösterilmişse de üç görgü şahidinin de anlattığı gibi doğru değildir. O, bırakın bir tıp doktorunun, sıradan bir insanın hareketleri ile bağdaşmayan, vefasız ve nankör davranışlarına tepki göstererek Dr Ömer Paşayı sürgün etmiştir. 

Şirvanizade Mısır’ı Satan Adamdır

Mustafa Ali Uysal, kitabında Hüseyin Avni Paşa hakkında bir yalanı tekrarlıyor Hüseyin Avni Paşa’nın Şirvanizade Mehmed Rüştü Paşa’yı güya Paşa’nın bir sırrını Sultan Abdülaziz’e söylemesini  önlemek için Suriye’ye sürgün ettirdiğini  sonra Hicaz’da zehirleterek öldürttüğü, ifadesi  tamamen uydurmadır 

 Şirvanizade, tifüs hastalığına yakalanarak ölmüştür. Bunu söyleyen de Onun en yakın arkadaşı gazeteci Ebuziye Tevfik’it. (Ebuziya Tevfik- Yeni Osmanlılar Tarihi-1973--s669)

Şirvanizade ile Hüseyin Avni Paşa’nın arası açıktır. Çünkü Şirvanizade Mısır’ı satan adamdır.

Mustafa Ali Uysal,  Paşa’nın disiplinden memnun değil. Paşa kendinden düşük rütbeli subayları sürekli ayakta bekletirmiş diye yazmış. ( age-31)

Serasker Değil Sanki Bir Sokak Serserisi

Kitap, Paşa’yı bir sokak serserisi gibi anlatıyor; kadınlara kızlara laf atan, cariyelerle aşk yaşayan, kerhaneye girip çıkan, bir paşa ve bu paşa Osmanlı seraskeri (s 36-37) kitapta aynen böyle anlatılıyor.   Hüseyin Avni Paşa 4 kadınla evliliğin, cariye ve odalık sistemlerinin yasal olduğu Osmanlı Paşası değil de sanki tek evliliğin geçerli olduğu Cumhuriyet paşası. Çünkü o canı istediği her kadını cariye olarak alacak bir gücün başında bulunuyordu. Böyle bir adamın sayın yazarın ifade ettiği gibi umumhanelerde ne işi olabilir?

Yazarın, Isparta’da sürgünde iken H. Avni Paşa’nın bu şehre kumarı getirdiği işret alemi yaptığına dair verdiği bilgiler de baştan sona yalandır. Böcüzadenin kitapta da aktarıldığına göre, Hüseyin Avni Paşa, Isparta’da çok ciddi tavır takınan, ülke meselelrini  akıllıca izah eden, Isparta valisi ile ülke ve memleket meseleleri üzerinde konuşan bir devlet adamıdır.

Bir akademisyen hep çelişkili bilgi sunmak zorunda mıdır? Kitap, her tülü ürünün satıldığı bir market gibi sunuluyor.. Okuyanı araştıranın kafasını karıştıran, her yazılanı hiçbir süzgeçten geçirmeden, sanki şu kadar geniş malumata sahipmiş imajını vermek kitabına almak zorunda mı?

Mustafa Ali Uysal 101 sahifede Sultan Aziz’in Hüseyin Avni Paşa’ya “senden nefret ediyorum” dediğini yazıyor kaynak olarak da kendi yazdığı makaleyi gösteriyor uygun olan o makalede kulandığı kaynağı göstermekti.

Kitapta 102 ve 103  sahifelerde Hüseyin Avni Paşa’nın sürgün olayı anlatılıyor. Burada gerçek nedir? Anlatıldığı gibi koca bir seraskerin, padişahın hanımlarına cariyelerine  bir sokak serserisi gibi laf atması mıdır? Yoksa yine aynı sahifelerde yazıldığı gibi Rus yanlısı değil bizatihi Rus Devletinin İstanbul Sefiri İğniyatef’ten sabah akşam emir alan Mahmut Nedim Paşanın  bu Rus elçisinin direktifine uyarak milli bir kahraman Hüseyin Avni Paşa’yı İstanbul’dan uzaklaştırmak mıdır? Hüseyin Avni Paşa niçin görevden uzaklaştırıldı? Padişah kendi namusuna sarkıntılık eden bir insanı? Tekrar  aynı göreve nasıl getirir? Bu bir padişahın haysiyetine şerefine uygun düşer mi? Eğer her yazılan doğruysa İğniyatef Rus Çarına bir rapor gönderir orada şunlar yazılıdır “Bugün Osmanlı’yı öyle bir hale getirdim ki, şevketmeabımın Rusya dâhilinde ki nüfuzu burada dahi aynen cereyan etmektedir. Bu memleketin padişahı, resmi daireleri, mesela Bab-ı Ali, harbiye ve maliye nezaretleri, vilayetler sefaretlerimizin emri altındadır. Ne tarafta ne olursa benim haberim vardır. Hatta sultanın gecesini birlikte geçirdiği  odalığı ile neden bahsettiğini ertesi günü haber alıyorum.(İrtem,Süleyman Kani-Sultan Abdülaziz ve Bir Seraskerin İhtilali- s 119 Temel Yayınları-2004-İstanbul)

Hüseyin Avni Paşa’nın sürgün edilir yerine Sakızlı Esad Paşa getirilir. Namık Kemal’in deyimi ile Köle pazarında üç beş kuruşa satılan bir Rum çocuğudur.

Böcüzadenin verdiği bilgilerde Hüseyin Avni Paşa’nın,Balkan Savaşlarında net bir şekilde ortaya çıkan, Bosna Hersek’i Rumeli’nin kilidi olarak görmesi, “Bosna Hersek elden çıkarsa   Rumeli de kaybedilir” tespiti 40 yıl sonra Balkan Savaşlarıyla gerçek oluyor. Yunan  işğalini tam  47 yıl önce görüyor.Bunlar, onun ne kadar uzak görüşlü stratejik bir dahi olduğunu gösterir. (Age s 110-112)

Ancak Ün dergisinde Turhan Dağlıoğlu’nda ise bir paşadan değil lelattayin sırada bir boşboğaz insanın hayatından bir bahis vardır İşte; eğlenmek için arkadaşına müshil ilacı içirten o arakadaşını gece uyuduğunda yattığı  odanın kapısını kilitleyip içeride defi haccet etmesinden neşe bulan bir tipten bahsediyor. Bu basitlikteki bir adam uzak görüş Staratejik düşünce sahibi koca bir seraker olması mümkün değildir.

Mustafa Ali Uysal, Hüseyin Avni Paşa’nın Isparta sürgünden dönmesini saraydaki kadınların cariyelerin gayretine bağlıyor. (age 112) Tamamen hakikat dışıdır. Mahmut Nedim Paşa ile anlaşamayan Midhat Paşa’nın Bağdat valiliğinden istifa ederek  İstanbul’a gelmesi burada Midhat Paşa’nın bulunmasından rahatsız olan Mahmud Nedim Paşa’nın onu önce Sıvas ancak Paşa’nın kabul etmemesi üzerine Edirne valiliğine tayin etmesi veda için Padişah Sultan Abdülaziz’ile görüşen Midhat Paşa’nın Mahmud Nedim Paşa’nın bütün  yanlışlarını padişaha anlatması üzerine sadrazamlığa atanması, ardından da kurduğu hükümette Hüseyin Avni Paşa’yı seraskerliğe getirmesi üzerine Hüseyin Avni Paşanın sürgün kararı kalkmıştır.

Sultan Abdülhamid ve Hüseyin Avni Paşa

Kitapta Hüseyin Avni Paşa’nın yurtdışı gezilerinden bahsedilmektedir.. İngilizlerden darbe içim yardım aldığı ima edilmekte ancak net kesin bilgi verilmemektedir. (age.158-164)

Halbuki Hüseyin Avni Paşa’nın Avrupa’da bulunmasından en çok ürken Rus Büyükelçisi General İğniyatef’tir. Onun saraya baskısı ile Hüseyin Avni Paşa İngiltere’de iken geri çağrılmıştır. Çünkü Paşa her gittiği yerde askeri tesisleri silah fabrikalarını dolaşmaktadır.

Kitap’da bir hatıra kitabı olan Sultan Abdülhamit’e ait olduğu idia edilen hatıra kitabında da alıntılar yapılmaktadır.

 Hüseyin Avni Paşa, Avrupa’da darbenin dış desteğini sağlamak için çalışma yaptığını ileri sürmektedirler. Özellikle Osmanlı’da meşrutiyetin olmasını isteyen İngiltere idi. Orada Hüseyin Avni Paşa’nın kiminle görüştüğü veya herhangi bir görüşme yapıp yapmadığı bilinmemektedir. Bu konuda tam bir netlik yoktur. Sadece Sultan Abdülhamid’e verilmiş bir jurnal vardır. Bu konuyu hatıratında şöyle anlatmaktadır. “Hüseyin Avni Paşa’nın İngilizlerden para aldığını bilirdim. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum. Hüseyin Avni Paşa burada iken mi İngiliz Sefareti ile uyuşup anlaştı, yoksa oraya gittikten sonra mı İngiliz Hariciyesi, Hüseyin Avni Paşa’nın kinini homurtularını duyup onu tuzağa düşürdü, bilemem. Ancak çok sonra Londra Sefirimiz Musurus Paşanın bize bildirdiğine göre Hüseyin Avni Paşa, İngiltere’den bir elden yüklüce bir para almış ve sefirimiz bu olayı pek geç öğrenebilmiş! Bu haber bana ulaştığı zaman Hüseyin Avni Paşa ölmüştü.”  (age s 163)

Sultan Abdülhamid’in istihbaratına Musurus Paşa’yı kaynak göstermesi bu bilgiye şüphe ile bakmamamızın en önemli nedenidir. Musurus Paşa’nın ilk adı pek söylenmez; onun adı Kostaki’dir.  Kostaki Musurus Paşa yıllarca Osmanlı Devletinin Londra Büyükelçiliğini yapmıştır. Tanzimatla başlayan yanlış bir uygulama da İngiltere ile iyi geçinmek için gayri Müslim sefirlerin bu ülkeye tayin edilmesidir. 93 Harbinden sonra imzalanan Ayestefanos antlaşmasının ağır hükümlerinin hafifletilmesi için Osmanlı Devleti İngiltere’den yardım istemişti. İngiltere bunun karşılığında Osmanlı’dan Kıbrıs’ı istiyordu. II Abdülhamid bu isteğe şiddetle karşı çıktı. Bu arada İngiltere’nin İstanbul’da bulunan sefiri Henry Layard’dı. İngiliz sefiri Şatül Arab gibi stratejik bir yerde imtiyaz alınmasını İngiltere’nin menfaatine uygun görüyordu. Fakat İngiliz başbakanı Lord Disrael Kıbrıs’a Doğu Asya’nın anahtarı diye değer veriyordu. Nitekim otuz sene evvel Tancred adında yazdığı bir romanda Britanya’nın bir gün Kıbrıs’ı ele geçirebileceğini telmih ederek roman’da Kıbrıs’a giden ticaret adamlarına “İngiliz Kıbrıs’ı istiyor ve bunu bir gün mutlaka alacaklardır” dedirtiyordu.

Kıbrıs’ı İngilizlere vermesi için Sultan Abdülhamid’i zırhlılarını İstanbul’a göndermek için tehdid eden İngiltere, padişahı bu konuda ikna etmek için Büyükelçileri Henry Layard’la işbirliği yapan üç hain adam buldu; bunlar: Lonra sefiri Kostaki Musurus Paşa, Sultan Abdülhamid’in özel doktoru Spridon Mavroyani diğer de sarayın kuyumcusu banker Yorgo Zarifi’iydi. Bu konuda İngiliz Tarihçi Jhon Haslip’in Bilinmeyen Taraflarıyla Sultan Abdülhamid kitabında ibreti alem şeyler anlatmaktadır.(Jhon Haslip’in Bilinmeyen Taraflarıyla Sultan Abdülhamid-1964-Toker Matbası, shf 150-160)

Bu kişilerin Hüseyin Avni Paşa lehinde şahadete bulunmaları mümkün değildi. Paşa yakın bir zamanda Girit’te Rumları tepelemişti. Üstelik Doktor Zarifi Yunan isyanı esnasında güya Rumların katledildiğine dair anlatılan masallarla büyümüş biriydi. Kostaki Musurus Paşa’nın Hüseyin Avni Paşa’ya düşmanlığı buradan geliyordu.

Klasik Medrese  Molaları Gibi

Mustafa Ali Uysal klasik bir fetva veren hoca gibi. Bu hocalara dini mevzuda sual edilse başlarlar işte; İmam Hanefi şöyle demiş, İmam Maliki böyle demiş, filan alim böyle demiş filan zat şöyle demiş gibi. Mustafa Uysal’ın  yazdığı kitabın bundan  hiçbir farkı yoktur. Bu kitap da fetva veren bu hocalar  gibi; filan böyle demiş, felan kişi böyle demiş, yazılarla doldurulmuştur.

Kitapta kaynak olarak, Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinden Yıldız Mahkemesi zabıtlarından istifade edilmiş.  Ancak Yıldız mahkemesi asıl zabıtlarının resmi tutanaklar değil Sultan Abdülhamit’in özel sandığında saklı olduğunu söyleyen ve  o zabıtları Midhat paşa ve Yıldız mahkemesi isimiyle TTK yayınlarıyla  kitap haline getiren   İsmail Hakkı Uzunçarşılı,  kitabının giriş kısmında Yıldız mahkemelerinin asılında iki tutanağı olduğu birisi kamuoyunu yönlendirmek  amacıyla tutulan resmi evrak, diğerinin gerçekten mahkemede tutulan gerçek zabıtlar olduğunu bu  eserinde yazdıklarının da Yıldız Evrakları arasında bulduğu zabıtlar olduğunu yazmıştır.

Yazar , 1877-78 Osmanlı Rus savaşını İngiltere ve Fransa’nın kışkırttığını söylüyor tamamen yanlıştır. Hatta İngiltere ve Fransa’nın Osmanlılar da meşrutiyet ilanından endişe etmekte olduğunu söylemktedir.  (ge.s 164-165)Neden olarak da sömürgelerinde de Müslümanlar aynı talepleri dile getiriler diyor. Bu tamamen hakikat dışıdır. Ayrıca Hüseyin Avni Paşa meşrutiyet fikrine karşıdır.

Yazar’ın tarihçiler dışında da bayağı kişilerden istifade etmiştir. Can Alpgüvenç bunlardan biridir. Can Alpgüvenç Hüseyin Avni Paşa söz konusu oldu mu taraftır. O, sanki bir zafer kazanmış gibi Çerkes Hasan gibi görevi başında bir Seraskeri, bir Hariciye nazırını ve beş askeri şehid eden bir caniyi,  bir katili mezarı başında anmış ve orada onun kahraman gibi anan bir nutuk atmıştır. (http://beyazgazete.com/haber/2011/6/17/cerkes-hasan-a-kabri-basinda-ilk-anma-829102.html)

Can Alpgüvenç tarih adına menkıbe anlatır, masal da anlatır; ancak o bir tarihçi değildir.. Ona 3,5 yı önce sadece şu soruyu sorduk “ makamı başında, görevi devam ederken, en üst makamlardan biri olan Seraskeri Hariciye Nazırını ve beş askeri katleden bir alçak nasıl kahraman diye ölüm yıldönümünde –kahramanımız yüce değerimiz diye anarsınız?” sorumuza, cevap verememiştir. Sadece dediği şudur “siz Hüseyin Avni Paşa’yı hemşehriniz diye sahipleniyorsunuz!

Bu arada Mahmud Celaleddin Paşanın Sultan Abdülhamid’in istihbarat elamanı olduğunu unutmamak lazım. Yıldız mahkemesinin adalet yerini bulsun diye değil güçlü bir rakip olan Midhad Paşa’nın siyasi tasfiye hareketi olduğunu bilmek gerekir. O Yıldız mahkemesinde hagi iftiraları özellikle Fahri Bey’in üzerine attığını Uzunçarşılı’dan okumak lazım.

 Yine yazarın kaynak aldığı Fahri Bey’in hatıralarında Yıldız mahkemesi öncesi yalancı şahitliği ve üzerine atılan suçu kabul etmediği için hangi işkencelerde geçtiğini belirtmesi gerekirdi.

Hüseyin Avni Paşa Aleyhinde bir kaynak!

Süleyman Paşa, Hüseyin Avni Paşa aleyhinde yazmıştır. “Her işinde hodbin müstehzi, istibdada müteveccih diye kötülediği” Hüseyin Avni Paşa’dan emir aldıktan ve padişahı hal ettikten sonra Hüseyin Avni Paşa öldürülmüştür. Süleyman Paşa onun aleyhindeki ifadeleri, Paşa’nın ölümünden sonra yazmıştır.

Kitap da Süleyman Paşa ile Hüseyin Avni Paşa arasındaki bir tartışmaya yer veriliyor. Tartışma konusu Süleyman Paşa’nın Harb okulundaki eğitimi üç seneden iki seneye indirmiş olmasıydı Hüseyin Avni Paşa’nın “Yine mektebi alt üst etmişsin, Harbiye’yi iki seneye indirmişsin. Ben makamda bulunsaydım yaptırmazdım. Yokluğumu fırsat bildin de bu işe giriştin” sözüne Süleyman Paşa şu karşılığı verir “ Siz de makamda bulunsaydınız sebeplerini göstererek sizi de ikna ederdim. Şimdi himmetinizle Harbiye mektebi, idadi mektepleri programına göre yapıldı. Fizik, kimya ve hendeseyi resmiye gibi Harbiye mektebi ile alakası olmayan dersleri idadiye nakil edip yalnız bu derslerin askerlikle ilgili bahisleri Harbiye mektebine tedris olunmaktadır. Avrupa mekteplerinin programları da aynı bu sistem üzerine tertip tanzim etmiştir. Hüseyin Avni Paşa cevaben “İşte ben sizin bu hatalarınıza teessüf ederim. Biz Avrupalılarla kıyas olunmaya,  kendimizi Avrupalılara tatbik etmenin azim ve itikadında değiliz.” (Süleyman Paşa- İnkılap Hissi-Berksoy Matbası İstanbul 1953  s 11-12)

Bu iki konuşmada Hüseyin Avni Paşa’nın bir cümlesi onun aleyhine kullanılmıştır. Süleyman Paşa, Harb Okulunun yeni inşaatına başlanacağını bunun da 1296(Rumi) yılında tamamlanacağını söyleyince Hüseyin Avn Paşa “Doksan altı senesine kadar devletin ömrü  baki kalacak mı yine Mahmut Nedim Paşa’nın sadarete geleceği söyleniyor.Memleketin Rusya’nın tahtı tahakküm ve istilasında  kalacağında  şüphe yoktur.” (Süleyman Paşa,  İnkılap Hissip-Berksoy Matbası İstanbul s.1953-12)  Hüseyin Avni Paşa, Mahmut Nedim Paşa’nın sadrazam olması durumunda Osmanlı’nın dağılacağına inanmakta, aleyhinde yazanlar bu kısmı keserek anlatmaktadırlar.

Süleyman Paşa’nın anlattıklarını gazeteci Ebuziya Tevfik Bey de gazetesinde yazar. Ancak devir değişmiştir. İkinci Meşrutiyet devrinde Hüseyin Avni Paşa’yı savunmak serbesttir. Paşa’nın torunu Hüseyin Hakkı Bey, dedesi Hüseyin Avni Paşa aleyhine yazan Ebuziya Tevfik Bey’e, bunun doğru olmadığını yayınevi belli olmayan bir bildiri yayınlayarak “Kitabından istiane ettiğiniz Süleyman Paşa o zamanlar merhum Hüseyin Avni Paşa hakkında hürmetini ayaklarına kapanarak izhar etmiş olduğunu görenler  hanemizde  ve hariç de mevcuttur.”diyerek cevap vermiştir. (Hüseyin Hakkı Bey-Ebuziya Tevfik Efendiye -1325-  shf 4-5)

Sultan Abdülaziz’in öldürüldüğüne Dair İddialar

Bu idialarlara Midhat Paşa Yıldız mahkemesinde gülmştü. Mesela padişahın bilekleri 3 cm kesildiğinin söyleyen harem ağasına cm’nin ne olduğunu sormuş tabi cevap alamamıştı. Marko Paşa’nın Anadolu yakasındaki konağından Rumeli yakasına bakıp gürültüleri işitmesi 3 kattan insanların aşağıya atlamasını gördüğünü söylemesi üzerine de Midhad Paşa “mübarek de maşallah ne kulak ne göz var” diye haklı olarak dalga geçmişti.

Sultan Abdülaziz’in  gündüz gözü ile sabah saat 11’de ölüyor beş yıl kimse öldürüldüğüne dair fısıltı bile duymuyor.

Beş yıl sonra bu konu gündeme geliyor çünkü hal olayına katılanların cezalandırılması gerekiyor. Sultan Abdülhamid’in kendine göre haklı sebeplere istinaden siyasi bir tasfiye hareketi ile  kendisine Batılıların iki de bir koz olarak ileri sürdükleri Midhad Paşa’yı ortadan kaldırması lazım. Bunu da siyasi tasfiye  mahkemesi olan Yıldız mahkemesi ile yapıyor. Bu mahkemeden sonra Hüseyin Avni Paşa aleyhine yalan iftiralar yaygınlaşıyor. Padişah yanlısı abartılı bütün ifadeler bu tasfiye siyasetinin bir gereği olabilir; ancak bu tarih ilminin gereği veya gerekçesi olamaz. Tarihçiye düşen gerçekleşen olayı araştırarak gerçeğini aynen aktarmaktır. Tıpkı İsmail Hakkı Uzun Çarşılı gibi.

Fahri  Bey ve Sultan Abdülaziz’in Mallarını Kim Yağmaladı

Biz burada sadece bu ölümden değil katillere yardım ettiği suçlamasıyla 27 yıl Taif’te hapis yatan Fahri Bey’den bahsedeceğiz. Fahri Bey Sultan Abdülaziz’in mabeyincisidir. Küçük yaşından beri Abdülaziz’in hizmetine girmiş adım adım yükselerek mabeyinci olmuştur.

Mithat Paşa hatıralarında Fahri Bey’i uydurma cinayete kurban seçilmiş bir zavallı olarak anlatmaktadır. “Sultan Abdülaziz’in ölümünden sonra açıkta ve zarurette kaldığı için Sultan Abdülhamid, geçmiş emek ve hizmetlerine mükafaten aylık maaş bağlamış bu maaşla geçinirken padişahın cinayete kurban gittiği iddiası ortaya çıkmıştı. Üç pehlivana katil oldukları söylettirilip, cinayet soruşturması başlattırılmış ancak katil denilen adamlar henüz resmen hizmete girmeyip karakolda misafir kaldıkları bir zamanda Sultan Aziz’in vefat meselesi ortaya çıkmıştı. Bu pehlivanları karakoldan alıp içeriye sokmak ve fiilen cinayete yardım etme isnadını yapıştırmak için ayrıca bir vasıtaya ihtiyaç bulunduğundan ve olay günü sarayda görevli tek erkek kişi Fahri Bey olduğundan bu işe o kurban seçilmişti.”

Sultan Abdülaziz tahtan indirildikten sonra alçaltıcı muamelelere maruz kalmıştır. Bunun görgü şahidi Fahri Bey’dir. Hem hal olayına şahit olmuş hem de Padişahın ölümünde Fer’iye sarayının üçüncü katında Sultan Aziz’in arkadan kilitlediği kapının açılması için odanın dışında padişahın annesi ile gayret eden kişidir.

Padişah kuşluk vakti, sarayın üçüncü katında ölmüştür. Beş yıl hiç kimse saraya giren katillerden bahsetmemiştir. Gündüz gözüyle o kadar cariyenin yanında katillerin girdiğini görüp de söyleyen olmamıştır. Fahri Bey’in padişahın ölümünden sorumlu tutulmasının nedenlerinde biri orada bulunan tek erkek kişi olması ve padişahın kendi canına kıymaması için istenilen palayı (küçük kılıç) karakola vermesidir. Bu pala III. Selim’den hatıra kalmıştır. Sultan Abdülaziz’in yanında taşımaktadır. Hal erkanı bu palanın alınmasını ister. Bu istek Fahri Bey’e bildirilir. Eğer teslim edilmezse zorla alınacağı ayrıca söylenir. Bunun üzerine istenen pala Sultan Abdülaziz’in oğlu Şehzade Yusuf Efendi’nin izni ile teslim edilir. İşte Fahri Bey’in Yıldız mahkemesinde suçlanmasının bir nedeni bu palanın teslim edilmesindeki bu  rolüdür. Onu mahkum edenler eğer pala teslim edilmeseydi padişahın kendisini katillere karşı koruyabileceğini söylemiş Fahri Bey, bu işte bir aracı olmasına rağmen mahkum edilmiştir. Diğer bir neden ise o da iftiraya dayalı bir suçlamadır; güya katilleri saraya Fahri Bey sokmuş onlara Sultan Abdülaziz’i öldürmek için küçük bir çakı vermiştir. Bu çakı ile padişah öldürülmüştür!

Halbuki Fahri Bey sarayda padişahın annesi Pertevniyal valide sultanın yanındadır. O dahi ifadesinde Fahri Bey’e bu konuda açıkça bir suçlama yöneltmemiştir.

Hüseyin Avni Paşa hakkında yazanların birinci el kaynak kitabı Mahmud Celaleddin Paşa’nın Mirat-ı Hakikat isimli eseridir. Bu tarihçi, Yıldız Mahkemesinde şahit olarak da bulunmuştur. Sultan Abdülaziz’in başmabeyincisi Fahri Bey’le mahkeme huzurunda hesaplaşmıştır. Fahri Bey, kendisini odada üç katille birlikte gördüklerini beyan eyleyen şahitlerin cümlesinin şahadetlerini red ve Abdülaziz’in vefatını kendisinin çekmecesinden çıkacak bir yazıdan öğrenileceği hakkında Mahmud Celaleddin Bey’in söylediği sözleri de kabul etmediğini ve bu hususta Abdülaziz’in dairesi halkına ve tahsissen Valide Sultan’ın şahsına müracaat olunmasını istedi.( Uzunçarşılı, İsmail Hakkı -Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi TTk yy.2000   s 275)

Fahri Bey’in İbretnüması Sultan Aziz’in ve ölümünü anlatan birinci elden bir görgü şahidinin eseridir. O,Sultan’ın ölümünden dakikalar öncesini şöyle anlatmaktadır: “Efendimizin odada olduğunu haber aldım. Bu halde bulunurken merdivenin üst başından hazinedarlar işaret etmeleriyle merdivenin üst başına sofaya çıktım ve Efendimizin dahi odadan çıkıp başında bir takke ve arkasında beyaz işlik ve ayaklarda terlik olduğu halde ve kolları dahi sıvalı ve kendiside hiddetliceydi. Beni gördüklerinde ‘ne var ‘ dedi. Ben de cevabımda ‘hiçbir şey yok, sağlığınız efendim’ dedim. Bana cevaben ‘ben abdest alacağım ‘dedi ‘pek güzel efendim’ dedim. Yanında hazinedarlar olmakla ben yine bulunduğum mahalle inip oturdum ve bir müddet durduktan sonra sofadan merdivene nazır tırabzana(korkuluk) dayanmış olan Kevser namında bir hazinedar bana acele yukarı çıkmaklığımı işaret etmekle hemen yukarı çıktığımda Efendimizin bulunduğu odanın kapısını kapalı buldum ve valide sultan ile hazinedarlar ve diğer kalfalar oda kapısının önünde ve kadın efendilerinden de bulunuyorlar idi. Kapının önünde bulunanlara sual eylediğimde Efendimizin sakalı düzeltmek için el aynasıyla makas istediğini ve üçüncü hazinedar Ebru Keman Kalfa Valide Sultan emriyle verdiğini ve Valide Sultanı yanından çıkarıp odanın kapısını hiddetle kapadığını söylediler ve Efendimizin adeti üzerine aralıkla sakalını düzeltmek için ayna ve makas ve cımbız gibi şeyler isteyip istimal eylediğini cümleten malumumuz ise de Efendimizin böyle bir meyusiyet halinde Validesini odadan çıkarıp ve odasının kapısını hiddetle kapaması cümlemize merak vermiş olduğundan o aralık cariyelerden birisi koridora gelip içerideki odanın köşe penceresinden Efendimizin oturduğu odanın köşe penceresi önünde Efendimizin oturmakta olup ve sakalını düzeltmekte bulunduğunu gördüğünü haber vermesiyle Valide Sultan bendenize hitaben  “hadi bizde gidip bakalım”  dedi. Birlikte gidip baktığımızda vaka Efendimizin oturduğu odanın köşe penceresi görünüp kendileri pencere önünde görmediğimizden Valide Sultan ‘ihtimal ki kızların baktıklarını hissederek çekilmiştir deyip Valide Sultan ile odadan çıkıp koridordan yan aralıktan gelirken Efendimizin kapısı önünde bulunan hazinedarlar feryat ederek oda kapısından içeri girmekte olduklarını gördük. Biz dahi Valide Sultan ile koşarak gelip odadan içeriye girdiğimizde oda-i mezkurun deniz tarafında sağ köşesi penceresi önünde köşe minderi üstünde yastığa dayanarak sağ tarafı üzerine yatmakta minderin önü yerler kan içinde kalmış ve sol kolundan hızını almış olan kan akmakta ve gözlerini gülümseyerek açıp kapamakta olduğu Efendimizi gördüğümüzde Valide Sultan hemen oğlunu kucaklayıp ağlama ve bağırmaya başladı ve ikinci hazinedar da ayaklarına sarıldı o aralık hazinedarlar birbirlerine ‘ah ne için makas verdiniz’ dediklerinde böyle yapacağını bilseydik hiç verir mi idik diye söylenmeye başladılar bir taraftan oda içerisinde bulunanların ve diğer taraftan koşup gelenlerin ahu figanlarına tahammül olunup canları dayanmadığı gibi şu hal i ye’s-i pür melali bi hakkın tariften acizim.( Fahri Bey -İbretnüma  TTK yy. Ankara 1968  s 15-16

Fahri Bey, Sultan Abdülaziz’in öldürüldüğünü, bu suça ortak olduğunu, katillere yardım ettiğini kabul etmesi için korkunç bir işkenceden geçirilmiş, koltuk altlarına haşlanmış yumurta konulmuş, başına kızgın demirle vurulmuş, hayaları bükülmüş buna rağmen sebat etmiştir. Suçu kabullenmemiş otuz yaşında girdiği Taif zindanından elli yedi yaşında çıkmıştır. Sultan Abdülaziz hanedanının Fahri Bey hakkında sempati ve güvenleri tamam ve aynen devam etmiştir. Fahri Bey, zindandan çıktıktan sonra Sultan Abdülaziz’e karşı her zaman saygılı ifadeler kullanmış hatta Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi’nin yanında bulunmuş ve yapılan işkenceleri ona anlatmış ve oda bazı tanıdıklarına bunu nakletmiş ve bazen de bizzat Fahri Bey’i çağırtıp söyletmiştir.( Uzunçarşılı, İsmail Hakkı -Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi TTk yy.2000  s 170)

 İnsan babasının katili ile dostluk sürdürür mü? Yine Fahri Bey, sultanın intiharını ispat edeceğini, bunun için müsaade istemişse de şehzade Yusuf İzzeddin Efendi babasının hatırasına halel gelir düşüncesiyle müsaade etmemiştir. Bu konuyu Midhad Paşa’nın oğlu Ali Haydar Bey şöyle anlatmaktadır “Abdülaziz’in eski mabeyincisi Fahri Bey bir gün beni görmeğe geldi. Dedi ki “Ben dava açmak niyetindeyim. Abdülaziz’in öldürülmediğini kendini öldürdüğünü ispat edeceğim. Yıldız mahkemesi tarafından verilen hükmü iptal ettirerek Mithat Paşa ile arkadaşlarının beraatını isteyeceğim. Bu fikir ortaya atılınca başta Yusuf İzzeddin Efendi ve V. Mehmed olmak üzere hanedan ayaklandı: “İş saltanat hukukuna dokunur Hanedana hürmt kalmaz diye dava tasavvurunun önüne geçmek istediler. Hükümet davanın görülmesine mani olacak bir vaziyet aldı.

O sırada Yusuf İzzeddin Efendi babasının öldürülmediğini, kendisini öldürdüğüne dair Avrupa gazetelerine bir mülakat vermişdi. Eğer bunu açıkça söylersa davaya belki de lüzum kalmazdı. Yusuf İzzeddin dedi ki “Benim babam büyük bir padişah idi. Hal edildiğinden sonra yaşayamazdı. İntihar onun için şereftir.”  (Pakalın, Mehmed Zeki(1941) Hüseyin Avni Paşa- s.262-3-Ahmet Sait Matbası, İstanbul )

Sultan Aziz’’in kız kardeşi Adile Sultan’ın yazdığı mersiyede ise kardeşinin intihar ettiğini sarahaten bildiren şu mısra vardır:

Feda etdi nihayet alemi kasd ü iradetle

Sultan Abdülaziz tahtan indirildikten sonra alçaltıcı muamelelere maruz kalmıştır. Fahri Bey bunu hatıralarında anlatmaktadır.

Sultan Abdülaziz’e  validesine ve eşlerine yapılan kötü muamelenin baş suçlusu V.Murad’ın annesi ve onunla iş birliği yapan Sultan Abdulmecid’in kızı Fatma Sultan’ın eşi  Damad Nuri Paşa’dır.Bu arada düşen insana vurmaktan zevk alan Redif Paşa, Namık Paşazade Hacı Ali Bey, yüzbaşı Necib  ve yarbay İzeddin’i  ve onların emrindeki işgüzar askerleri de saymak lazımdır. Damad Nuri Paşa, Sultan Abdülaziz’in ziynet eşyasını çalan kişidir.

Abdülaziz’in elinden ellerinden alınan mücevheratın harem dairesinde Sultan Murad’ın annesi tarafından alınan ve gizlenenlerden başkası müttefik erkan huzurunda tesbit olunarak Beşiktaş sarayında muhafaza altına aldırıldı. Fakat Damad Nuri Paşa’nın mabeyin müşirliği makamına geçerek saray işlerinin idaresini eline alması sebebiyle muhafaza edilen mücevherat çok geçmeden ortadan yok oldu.(Mahmud Celaleddin Paşa age s 186)

Hüseyin Avni Paşa’nın Sultan Abdülaziz’in ailesine karşı yapılan kötü muamelede hiçbir dahli yoktur. O öldükten sonra Sultan Abdülaziz’in annesine yapılan baskılar devam etti.

Sultan Abdülaziz’in vefatında annesi Pertevniyal Sultan oğlunun cesedi üzerine kapanarak ağlamaktadır. Ortaköy karakolhanesinden içeri girmiş olan ordu mensubu subaylardan Nazif isminde alçak ve utanmaz bir şahıs Valide Sultan’ı merhumun cesedi üzerinde kaldırırken kulağında bulunan küpeyi ve parmağındaki yüzüğü zorla alıp gider.(Mahmud Celaleddin Paşa-Mir’at-ı Hakikat-(1979)c 1 s 181)

Pertevniyal Sultan işkenceyi şöyle anlatmaktadır: Abdümecid’in kadını Şevkefza kadın iki harem ağasını göndererek “mutlaka valide sultanı öldürünüz “ diyerek birisi İsmet birisi Emin Ağa idi.İsmet, Valide Sultan efendimiz ağustos sıcağında  sekiz gün sekiz gece mallarını çıkar “şimdi seni öldüreceğim” diye eziyet etti.Şevkevza Kadın “mutlaka öldür” dedi.Lakin ben öldürmeyeceğim, mutlaka sen kendi kendini öldür” diyerek hücum ederdi; halbuki mal değil, yaşmaksız feracesiz götürdüler.Sekizinci gün diğer bir haremağası gelip pencereleri açtı biraz ferahlık verdi.” (Uzınçarşılı,İsmail Hakkı Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi-s 106) Olay 1876’nın Ağustos ayında geçiyor Hüseyin Avni Paşa bundan iki ay önce Haziran ayında öldürülmüştü. Sultan Abdülaziz’in ölümünden sorumlu tutulup Yıldız Mahkemesinde yargılanan üç pehlivanı da Feriye sarayına gönderen Beşinci Murad’ın annesi Şevkefza Kadınefendi ve Damad Nuri Paşa’dır.Yıldız Mahkemesinde Şevkefza kadın yargılanmış ancak cezalandırılmayıp af edilmiş Damad Nuri Paşa ise cezalandırılıp Taif Zindanına gönderilmiştir.

Osmanlı hanedanından biri kusur işlemişse bu kusuru söylemeyi günah kabul eden bazı tarih yazarları Şevkefza Sultan’ın Sultan Abdülaziz ve ailesine karşı yapılan kötü muameledeki baş rolünden hiç bahsetmezler. Eğer bahsederlerse hanedanlığa halel gelir, tarihimize saygısızlık olur diye düşünürler. Tarih hataları ve kusurları gizlemek değil tamamen gerçeği anlatma bilimidir. Bu bilimin anlamı da budur, doğuş ve gelişme nedeni de budur. İnsanlar beşerdir. Kusurludur. Hata ve günah işlerler bunlar gelecek nesillere deneyim kazandırır. Dünyadaki bilimsel gelişmeler de böyle sağlanır.

Sonuç

 Mustafa Ali Uysal ne okumuş ne duymuşsa olduğu gibi kayd etmiş asla bilimsel kritik olan belgeleri kritik etmemiş. Doğruluklarına göre bir süzgeçten  geçirmemiştir. Çerkes Hasan’ı bir çok tarihçinin de yazdığı gibi Beyoğlu meyhanelerinde zamparalık ayapan askerlikle alakası olmayan bir serseriyi kendi de anlattığı gibi gerçek bir asker olan Hüseyin Avni Paşa’yı şehid eden eylemini haklı göstermeye çalışmıştır.

Yazımızın başındaki ifadeleri tekrarlıyoruz:

Mustafa Ali Uysal kitabın başında Hüseyin Avni Paşa’nın babasını tahkir eden uydurma, yakıştırma dolu  bir çok ifadeye yer veriyor. Bu bir yakıştırma olduğunu yazdık.

Ancak Çerkes Hasan ailesinden kimse bahsetmez. Mustafa Ali Uysal sadece esirci Gazi İsmail Bey’in oğlu olarak geçiştirir.( age.251) Ancak bu katile bir soyluluk atfetmek, hunharlığına kulp bulmak için işte Padişahın kayınbiraderidir, derler.  Eğer gerçekten padişahın kayın biraderi ise mutlaka kız kardeşini saraya cariye olarak satan bir ailenin çocuğu demektir. Çünkü saraya cariye olarak girilir.

Hüseyin Avni Paşa’nın ailesinin şeceresi ise  bellidir.Yedi sülalesi soyu sopu bellidir.Tertemiz dindar bir aileye mensuptur.Belgelere dayalı hayatını yazan herkes ailesinin lakabının müezzinoğulları, Paşanın hafız olduğunu, İstanbul’a gitmeden önce Gelendost’taki camide  müezzinlik yaptığını babasının onu dualarla, ilahilerle,  kasideler ile yeşil sarıklarıyla İstanbul’a  din alimi olmak için yolcu ettiğini yazarlar.

Hüseyin Avi Paşa gerçek bir Türk aile reisidir. Şahadetinden beş yıl önce Gelendost’ta gözlerini kaybeden annesi Fatma hanım İstanbul’a getirtmiş ona annesine şefkatle bakan hayırlı bir evlat olmuştur.. Ailesi, çocukları namus ve  iffet sahibidir.

Çerkes Hasan ise köle ticareti yapan, cariye satan, insan pazarlayan esirci lakaplı Gazi İsmail Bey’in oğludur.

 Çerkesler’de  çok katı kurallarla uygulanan bir kast sistemi vardır. Cevdet Paşa  Tezakir’in 11. Tezkiresinde Çerkeslerle ilgili çok ibretli bir olayı anlatır. Osmanlı Devleti Rusların Kafkaslarda hakimiyetlerinin yıkılmasını arzu etmektedir. Hatta İngilizler sömürgeleri Hindistan’ın güvenliği  için Rusların buralarda durdurulmasını arzu etmektedir.  Özellikle Kırım savaşında Çerkes ve Abazalar Ruslara karşı bitaraf kalırlar. Cevdet Paşa  tarafsız kalmalarının  nedenini şöyle izah eder  Çerkes kabileleri  Osmanlılar yanında toplamak için  Osmanlı devleti Çerkesce bildikleri için  Osmanlı Devleti  onlara kölelikten yetişme Çerkes  kökenli  Paşaları gönderir.   “Çerkesler ise satıkları kölelere itimad etmediler. Bizim Paşa ve bey deyu  verdiğimiz ünvanlara hiç itibar etmediler. (Cevdet Paşa Paşa -Tezakir 1-12 – TTK Yay.1986- s.90)

Çerkes Hasan cesaretli biri değildir. Yaptığı her yanlışa saray arka çıktığı için cesaret sahibi değil şımarık bir ruh kazanmıştır. O ruh teğmenken bir imparatorluğun en üst konumdaki paşasını dövecek kadar ileri gitmiştir.

Mustafa Ali Uysal, Yedi Kıta isimli uyduruk bir dergiyi de  kaynak göstermiş.  Bu dergi, Hüseyin Avni Paşa’nın katili Çerkes Hasan’ı kapak yapınca bir hatıramız oldu.

Anımız şudur: Yedi Kıta, tarih dergisi diye geçinir. 2012’de Mayıs  sayılarına Çerkes Hasan’ı kapak yapmışlardı. İçeriğini ise Bir Darbenin Anatomisi isimli Romanın sayfalarını hiç değiştirmeden aynen iktibas edip yayınlamışlardı.  Kolağası Hasan isimli bir katili bir caniyi bakanlar kurulunu basıp nazırları askerleri öldürmesini yazarlarken bir caniden değild de bir şehidden bir kahramandan cennetlik insan gibi bahsediyorlardı.Popüler bir dergi de olsa yaptıkları yanlıştı. Tarih öğretmeni olduğumuzu söyleyerek itiraz ettik.  O yazıları sağdan soldan toplayıp tarih dergisi diye yayınlayıp, tarihçi geçinen şahıs küstahça “senin bilgin sana benim bilgim bana” dedi telefonu kapattı. E-posta attım: Kütltür Bakanlığı tavsiyesi ile Halk kütüphanelerine alınan bu derginizi savcılığa şikayet edeceğim diye yazdım. Tarihi tahrif edip Alllah’tan korkmayan bu beyi bir korku aldı,  rica edip yalvarmaya başladılar. Kendilerini tashih edeceğini söylediler. Tabi; bu ay , ha sonraki ay diyerek işi geçiştirdiler.

Mustafa Ali Uysal’ın Yedi Kıta o dergisinden aldığı Sultan Abdülaziz’in kızına ait güya bu kız Sultanın kendisini öldürmeye gelen pehlivanlarla boğuşmasına şahit olmuş! Bu ifadelerin tamamı başından noktasına kadar uydurmadır. Eğer doğru olsaydı Yıldız mahkemesinde çarşaf çarşaf  oprensesin  o ifadeleri  anlatılırdı. Arşivlere de girerdi.

 
İletişim E-Posta: - Telefon:


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

TÜRKİYE NEDEN MİLLİ BİR KAHRAMANINA SAHİP ÇIKMAZ?
BU ÜLKEDE MÜSLÜMAN VAR KİTLESEL İSLAMCI YOK
MÜMTAZER TÜRKÖNE YAZISI
SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA MUHALEFET ETMEYİNİZ! LÜTFEN ANLANMAYA HATTA KATKI SUNMAYA ÇALIŞINIZ!
ASLINDA ÇİZGİSİNDEN KOPAN KENDSİ OLDU!
İttihat ve Teraki Partisinin İsim Babası - Ahmed Rıza Bey
Ahmet Ağaoğlu
Devlet Zayıflarsa
DERSİM DERSİM
BÖLÜCÜLÜĞÜN İDEOLOJİK KAYNAKLARI
Batılı Romanlar
Diğer Yazarlar

YENİ YIL – 2016 – KAR - DAVRAZ – KOSGEB - TARIM
YALVAÇ
Laiklik Kafirliktir
Güvenilir ülke statüsü
“BOMBA” ÖNERİLER
TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?
OKULLARIN MÜFREDAT PROGRAMI DEĞİŞİRKEN AKLIMIZA GELENLER
TÜRKİYE NEDEN MİLLİ BİR KAHRAMANINA SAHİP ÇIKMAZ?
Anayasa’ya neden " Evet " diyorum?
BU VATAN BENİM! VER-ME-YE-CE-ĞİM
MEKKENİN FETHİ VE DENSİZLER
ISPARTA KAYBETMEYE MAHKUM MU?
Trump’ın saçları lüle lüle Obama sana güle güle!
SUÇLU ARANIYOR!!!
Türkiye Derin Denizlerde
BİZ Mİ EKSİĞİZ YETKİLİLER Mİ ?
Ulusal Gazeteler
Yazarlar 
Hava Durumu ( Isparta )
Bugün
11°C - 24°C
Perşembe
9°C - 23°C
Cuma
12°C - 23°C
Cumartesi
11°C - 25°C
Namaz Vakitleri ( Isparta )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
03:1805:1312:5516:5020:2422:09

08 Haziran 2016 Çarşamba
Röportajlar
'Benim fuara gidecek babam yok, Başkan Amca'
                "Elma Hükümdarlığı Eğirdir" isimli kitabı arkadaşında gören İzmir yaşayan İbrahim Saka,...
»
»
»
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,28ms